>

SIK SORULAN SORULAR

Sık Sorulan Sorular

MERAK ETTİKLERİNİZ

Çocuğum Riskli Bebek Tanısı aldı. Hangi tedavileri uygulamalıyım?
Ç

Riskli bebek,   aşağıda yazılı sıkıntılardan birini yada bir kaçını yaşamış olan bebektir. - Prematüre ve 1500 gram ya da altında doğum tartısı olmak - Tekrarlı ve çok sayıda nöbet geçirmiş olmak - APGAR skorunun 5. dakikada 5 veya 5’den düşük olmasıyla birlikte beyni ilgilendiren bir kanama geçirmiş olmak. - Kromozom anomalisiyle doğmuş olmak. Down (Trizomi 21), Joubert, Wolf – Hirschhorn Sendromu,  Phelan Mcdermid (22q13), Prader Willi, Escobar Sendromu,Frajil X  Sendromu ve diğer gelişim geriliği yapan sendromlar. - Kas iskelet sisteminde bozukluk yaratan, konjenital torticollis,Artrogiropozis Multipleks Congenita, çarpık ayak gibi şekil bozukluğu yaratan bir hastalığa sahip olmak - Doğumda ve sonrasında ağır şekilde oksijensiz kalmak - Anne karnında gelişimsel geriliği olmak (Bebeğin istenen kilodan düşük olması).

- Brachial Pleksus Paralizisi(Bebeğin kolunun cansız ve gevşek olması) - Bebeğin bel kısmında omurilik üzerinde açık ya da kapalı yarası olmak(Spina Bifida)

- Kas hastalığı olmak (Bebeğin aşırı gevşek cansız olması, hareketlerinin az ve zor olması) - Yenidoğan bebekte emme ve yutmanın zayıf olması ya da olmaması - Metabolik bir hastalığa sahip olması

Bu olumsuz durumları yaşayan bebeğin hareket, zeka ve iletişiminin yaşıtlarından geri kalmaması için yapılan erken iletişim, fizyoterapi ve aileyi psikolojik olarak destekleme uygulamalarına “erken müdahale” adı verilmektedir. Bu süreçte bebekte bazı bulgular olmasa da bebek bebek konusunda uzmanlaşmış fizyoterapist tarafından gelişimsel olarak izlenmelidir. Herhangi olumsuz bulgu (kol yada bacağı kasması kullanmaması, eklemlerin setleşmesi gibi) ile karşılaşıldığında erken fizyoterapi teknikleriyle bu bulguların azaltılması daha da kötüleşmesinin engellenmesi mümkün olabilmektedir. En sık kullanılan erken fizyoterapi yaklaşımları Nörogelişimsel tedavi yaklaşımı ve Vojta’dır. Erken uyarı vermek, zenginleştirilmiş oyuncak ve oyun çevresiyle bebeğin iletişimini desteklemek bu konuda aileyi de eğitmek yararlıdır.

. Kas hastalıklarında hangi fizyoterapi teknikleri uygulanır?
K

Kas hastalıklarında şu an için bilinen kesin bir ilaç tedavisi yoktur. Kas hastaları için çeşitli tedavi yaklaşımları ve ilaçlar denenmesine rağmen temel tedavi fizyoterapidir. Kas hastalığının tipi ne olursa olsun hastalığın ilerleme hızının düşürülmesi ve çocuğun yaşam kalitesinin artırılması için fizyoterapi uygulanması şarttır. Kas hastalıklarının bazılarında zamanla kas erimesi kas kuvvetinde azalma, kas kısalıkları, eklemlerde sertleşme ve donma, omurga eğrilikleri (skolyoz, kifoz) ve solunum sıkıntıları olur. Çocuğun hareketsiz kalması bu olumsuz süreci hızlandırır. Fizyoterapi ile eklemlerin ve kasların iyi duruma getirilmesi, eklem ve omurgada sertleşmenin engellenmesi mümkündür. Solunum kaslarını güçlendirmek için solunum egzersizleri, germe, kuvvetlendirme gibi egzersizlerin ne sıklıkla ve ne sürede yapılması gerektiğini planlamak çok önemlidir. Bu konuda çocuk fizyoterapistinden destek alabilirsiniz.

Bebeğime hidrosefali tanısı kondu, ne yapmalıyım?
B

Hidrosefali, beyindeki beyin omurilik sıvısının (BOS) artması durumudur. Bu sıvının artış miktarı ve süresi değişkenlik gösterir. Bunun için ilk yapılacak olan bir beyin cerrahının muayenesidir. Bazı durumlarda sadece takip gerektirirken bazen cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulabilir. Hidrosefali bazı durumlarda çocuğun gelişiminde gecikmelere ve bebeğin olması gerektiğinden daha gevşek olmasına neden olabilir. Çocuğun gelişiminde gecikme ve kaslarında gevşeklik varsa fizyoterapiye erken başlanmalıdır.

Down Sendromunda erken fizyoterapi neden önemlidir?
D

Down Sendromlu çocukların gelişimi diğer çocukların gelişimden farklılık gösterir. Bunun en önemli nedeni kas tonusunun az olmasıdır. Kasların daha yumuşak ve gevşek olması nedeniyle baş tutma, oturma, yürüme gibi beceriler Down Sendromlu çocuklarda diğer çocuklara göre daha geç gelişir. Erken başlanan fizyoterapi ile bu kas tonusundaki azalma ve gevşeklik en kısa sürede artırmakta ve çocuğun yapabildiği hareketler ilerleyerek en üst fonksiyonel kapasiteye ulaştırılabilmektedir. Ayrıca bel çukurunun fazla olması, dizin geriye kaçması gibi sorunlar erken fizyoterapi tekniklerinine ek olarak atel yada tabanlık kullanılarak çocukların ileri yaşlarda duruş ve basışında olabilecek bozuklukların önüne geçilmesi hedeflenir. Bu çocukların gelecekte hareketli, yürüyebilen, koşabilen duruma gelebilmesi, yürürken dengeli olması ve düşmemesi, güzel ve sağlıklı bir vücut duruşuna sahip olması erken dönemde aldıkları fizyoterapiyle mümkün olabilmektedir.

Tortikolis nedir, nasıl tedavi edilir?
T

Tortikolis eğik ya da dönük boyun anlamına gelmektedir. Bazı çocuklarda boynun yan tarafında ele gelen bir kitle de bulunur. Ancak kitlenin olmadığı anne karnında yatışa bağlı kısalıkların neden olduğu eğri tutuşlar da vardır. Bu tipe “pozisyonel tortikolis” denir. Bebek başını sürekli bir tarafa dönük tutar, yatarken ya da kucaktayken başı sürekli bir tarafa çevirme eğiliminde olurlar. Baş ve yüzde asimetri olabilir. Başını diğer tarafa çevrildiğinde rahatsız olurlar. Ayrıca bir yanağın diğerinden küçük olması ve bebeğin başı arkadan incelendiğinde bir tarafın basık olması bebekte tortikolis olduğunun işaretidir. Tortikolis tespit edilir edilmez fizyoterapi başlanmalıdır. Fizyoterapi ile sonuçlar yüz güldürücüdür. Etkili tedaviye rağmen 1 yaşa kadar iyileşme elde edilemeyen bebekler cerrahi için değerlendirilebilir. Nadir olmakla birlikte geç başvuran çocukların arasında 2-2.5 yaşa kadar yoğun terapi ile cerrahiye ihtiyaç duymadan iyileşen çocuklar da vardır. Tortikolis tedavisinde başarı için ailenin günde 3-5 kez belli sayıda egzersizleri ve bebeği simetrik tutan pozisyonları uygulaması ön koşuldur

Spina Bifida nedir? Nasıl tedavi edilir?
S

Spina Bifida, ayrık ya da açık omurga anlamına gelen sık görülen doğumsal hastalıklardan biridir. Omurgadaki etkilenen kısım ve sinirlerin ne kadarının etkilendiğine göre farklı çeşitleri vardır. Bebeklerin sırtlarında bir kese ile dünyaya geldikleri durumun dışında orta hatta leke, aşırı kıllanma ve gamze gibi belirtilerin olabildiği kapalı tipi de vardır. Spina Bifidalı çocuklarda kese varsa ameliyatla çıkarılabilir. Omurgadaki açıklık ne kadar yukarıda ise etkilenen sinir sayısı o kadar fazladır, kuyruksokumuna doğru yaklaştıkça daha az sayıda sinir etkilenmiş demektir. Bebeklerin bacakları daha çok hareket eder. Spina Bifida bebeğe ameliyattan sonra olabilecek en erken dönemde fizyoterapi başlanmalıdır. Fizyoterapi programı etkilenen sinir seviyesine göre değişkenlik gösterir. Çocukta zayıf olan bacak kaslarının yerine kol sırt ve karın kasları kuvvetlendirilerek yaşıtlarının ayağa kalktığı zaman olan 13-18 ay arası cihazla ayağa kaldırılması hedefimizdir. Fizyoterapi çocuğun yapabildiği hareketleri geliştirir. Bu çocuklarda bacaklarda hiç hareket olmasa bile erken terapiyle, çeşitli ortez ve aletlerin yardımıyla ayakta durma ve yürüme sağlanabilmektedir. Bu konuda çocuk fizyoterapistinize danışıp daha fazla bilgi alabilirsiniz. 


Doğumsal Brakial Pleksus  Yaralanması  nedir? Nasıl tedavi edilir? 

D

Brakial Pleksus lezyonu, Omurilikten çıkan ve kola gelen koltuk altı bölgesinde yer alan sinir demetinin tam ya da kısmi zedelenmesidir. Doğum sonrasında kol yukarı kaldırılıp bırakıldığında düşer. Hareket yoktur. Bazı bebeklerde bileği bükme, parmakları kapama ve dirseği uzatma hareketi olabilir. Bebeklerde ilk 2 haftada olmayan hareketlerin başlaması iyileşmenin tam ve iyi olabilmesi için en önemli işarettir. Tedavi kol egzersizlerinin yapılması ile birlikte, elektrik tedavisi, bantlamalar (kinesiotaping), ortez uygulamaları gibi yöntemlerdir. 

Vojta tedavi yöntemi özellikle ilk yıl içinde etkilidir. Bebekler çıplak soyularak oda iyi ısıtılarak ana ve yardımcı noktalara basınç uygulanır. Bu noktaları Vojta terapisti seçer ve evde 5 kez düzenli olarak uygulamak üzere anneye de öğretir. Çocukların yarısından fazlası fizyoterapi ile iyileşebilirken, bazıları zamanla istenilen hareketleri (Özellikle dirsek bükme ve el parmak açma) ilk 6 ayda kazanamazsa sinir cerrahları ile birlikte değerlendirilmelidir. Hastalarda ilerleyen dönemlerde fizyoterapi ile birlikte botoks ya da kas ve tendon cerrahi uygulamaları gerekmektedir. Bu kararı fizyoterapist cerrah ve aile birlikte verir.

Çocuğum bir şeylere uzanmıyor, bir şeyleri tutmuyor
Ç

Çocuğunuzun nesnelere uzanmaması veya tutmamasını birçok nedeni olabilir. Bunun için çocuk doktorunuza, gerekiyorsa onun yönlendirmesi ile çocuk nöroloğuna başvurmanız gerekir. Çocuğunuzun nesneleri tutmamasına yönelik altta yatan neden araştırılırken erken dönemde, vakit kaybetmeden fizyoterapiye başlanması bebeğin gelişimi için yararlı olur. 


Çocuğum kendini çok kasıyor? Ne deni ne olabilir?
Ç

Bebeklikte gaz sancısı kasılmalara neden olabilir. Bebeğiniz kol ya da bacağını içe doğru yoğun şekilde kasıyor, elini ve özellikle başparmağını açmakta zorluk çekiyorsa ve bu özellikle tek tarafta daha fazlaysa beyin kaynaklı bir hareket bozukluğu olabilir. Tüm bunların yanında bebeğiniz yaşına uygun yapması gereken hareketleri yapmıyorsa hemen çocuk hekimine veya çocuk nörolojisi uzmanına başvurunuz. Bebeğiniz tanı alana kadar gelişimini desteklemek ve kasılmayı azaltmak için fizyoterapiye erken başlamak yararlı olur.

Çocuğum Parmak Ucu yürüyor ne yapmalıyım?
Ç

Çocuğunuz prematüre doğmuşsa parmak ucu yürüme bir kasılma(spastisite) işaretçisi olabilir. Zamanında doğan bebeklerin yanlış olarak yürüteç kullanması buna neden olabilir.Ayak bileklerinde uzun süre bu şekilde yürümek kaslarda sertleşmeye neden olabilir. Bu nedenle basit germe ve gerekirse ayakkabı ve gece ayağı 90 derecede tutan ve ayağı geren splint kullanımı gerekebilir. Bu fizyoterapi uygulamaları ayak sertleşmeden yapılırsa olası bir cerrahiyi engelleyebilir. Eğer ayak bilekleri sertleşmişse seri alçılama ve fizyoterapi teknikleri cerrahi uygulanmadan denenmelidir.

Çocuğum otururken yığılıyor ne yapmalıyım? 

Ç

Bebeklerde destekli oturma yaklaşık 5 ay civarında desteksiz oturma ise 7 ay civarında başlar. Bu yaşa gelmeden oturtulmaya çalışılan bebekler kendilerini destekleyecek kas gücüne sahip olmadığı için öne yığılabilir ve otururken oyun için ellerini kullanamayabilir. Bu durumda bebeğin yerde yüzükoyun yatması ve belli zamanlarda bunun tekrarlanması gelişimsel olarak bebeğin sırt kaslarını kullanması ve geliştirmesine yardımcı olur.

Eğer bebeğiniz bağımsız oturma yaşına geldiği halde yığılıyorsa bu gövde kaslarının yetersizliği veya vücutta zayıflık yaratan bazı hastalıkların işaretçisi olabilir. 

Bebekte basit bir gevşeklik olması, bebeğin hareketlerini etkilerse erken uygulanan fizyoterapiden bebek hızlıca yararlanır ve hareketleri hemen gelişim göstererek dönme hareketini yapmaya ve daha iyi oturmaya başlar. 

Bebeğinizin hareketlerinin yaşından çok geri olduğunu ve oturmasının çok yetersiz olduğunu düşünüyorsanız durumu çocuk doktorunuzla paylaşın. Kas gücünü, reflekslerini ve tonusunu kontrol edecek size gelişimsel bir desteğe ihtiyacı olup olmadığını söyleyecektir.

Çocuğum içe basıyor ne yapmalıyım?
Ç

Çocukların yeni ayağa kalkma dönemlerinde hafif içe basmaları normal sayılabilir. Bu basış zamanla çocuk ayak kaslarını daha iyi kullanır hale geldikçe düzelir. Zamanla düzelmeyen, daha belirgin olan basmalarda çocuk ortopedistine başvurabilirsiniz. Bu dönemde bebeğin ayağına yapılacak olan egzersizler ve gerekirse tabanlık kullanımı ile ayak kaslarının kuvvetlenmesi ve ayak kemiklerinin olması gereken yerde kalması sağlanabilir.

Çocuğum Başını Tutmuyor Ne yapmalıyım. 

Ç

Çocuklarda başı tutma 2-3 ay civarında başlar ve hızlıca iyileşir. 

Üç ayına ulaşan bebek ellerinden oturma pozisyonuna getirmeye çalıştığınızda başını iyi kaldıramıyor, kucakta taşırken iyi şekilde başını desteklemiyor ise durumu çocuk hekiminizle paylaşın. Onun gerekli gördüğü durumlarda fizyoterapi desteği alabilirsiniz. Fizyoterapi çeşitli oyun ve pozisyonlar içinde bazen de egzersiz topu gibi malzemeler kullanılarak yapılır. Bebekte altta yatan başka bir hastalık olmadığı durumlarda bebekler bu egzersizlerden çok hızlı faydalanmaktadır.

Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir:
D

DEHB;dikkatin çabuk dağılması, aşırı hareketlilik, dürtülerini kontrol edememe şeklinde seyreden bir problemdir. Çocuğun üç alanında bu problemin görülüyor olması gereklidir. Evde, okulda, sosyal yaşamda. Aşırı Hareketlilik: Dehb li çocuklar sürekli hareket halindedir. Sürekli kıpır kıpırdırlar. Sandalyede bile ileri geri hareket ederler. Oturması beklenen ortamlarda sık sık yerinden kalkar. Genelde bir motor takılıymış gibi hareket ederler. Bazılarını sürekli koşuştururken görürsünüz. Bazıları sakin etkinliklerde ağızla sesler çıkararak kendilerine uyaran sağlarlar. Genelde çok konuşurlar.  Bir etkinlikten diğerine kolay geçerler. Aynı etkinliği çoğu zaman bitirmeden kalkarlar. Sabırsızdırlar. Sıkıntılı etkinliklere toleransları çok düşüktür. Hareketli çocukların bebeklik yaşantılarında genelde uykusuz, sürekli ağlama, beslenme problemlerine dayalı öykülere rastlanır. Ancak her hareketli çocuk hiperaktif değildir. Dikkat Eksikliği: Dikkat süreli yaşıtlarının altındadır. Dikkatleri çabuk dağılır. Etkinliklerde hatalar yapar. Herhangi bir olay veya etkinlikte asıl değil ayrıntılara takılırlar. Genelde aile bazen bundan dolayı çok dikkatli olduğunu düşünür. Herhangi bir etkinlik esnasında dışardaki sese odaklanabilirler. Sevdiği bir etkinliğin üzerinde çok uzun süre kalabilir. Genellikle dinlemiyor gibi görünür. Ona seslenildiğinde genelde duyar ama içeriği anlamaz. Aile bu duruma bizi umursamıyor, işine gelmeyene cevap vermiyor diye yorumlar. Kendisine verilen görevleri genelde yerine getirmez. Dikkat eksikliği yoğun olduğunda konuşmada gecikme görülür. Artikülasyon problemlerine sık rastlanır. Dikkati dağınık olduğundan işitsel yönergeleri tam almaz taklit etmede yeterli kalitede çıkmaz. Genellikle eşyalarını sık kaybederler. Unutkandırlar. Çoğu bilgisayar televizyon veya telefonda çok vakit geçirir. Dijital ortamlarda sürekli değişen ekranlarla karşı karşıya kalan çocuk bu ortamlarda iken saatlerce sakin kalabiliyorken bu ortamdan uzaklaştığında hareketliliğinde artış olur. Aile tv karşısında sakin durabilen çocuk için ‘’canı istese dikkatini toparlayabiliyor’’ diye yorum yaptırır ve çoğu zaman tv karşısında bu sakin duruş aileye tv ye bir bakıcı bir kurtuluş olarak bakmasına neden olur. Bu düşünce var olan sorunu arttırıcı ciddi bir işlevselliğe sahiptir. Sözel iletileri almakta zorlanırlar. İki veya daha fazla yönergeli komutları yapmak onlar için zordur. Uzun cümlelerle yapılan konuşmalar konuşmanın anlamını kaçırmalarına neden olur. Dürtüsellik:  Çoğu kez düşünmeden hareket ederler. Sonuçlarını bildikleri kendilerine zarar verici davranışları tekrar tekrar denerler. Uygunsuz yer ve zamanlarda uygunsuz davranış gösterdiklerinden çoğu uyum problemi yaşar Her akıllarına geleni sonuçlarını düşünmeden yapmak isterler. Yaşadıklarından ders almazlar. Hedefe yönelik davranışları çok çabuk değişebilir. Sakarlıkları görülür. Çok sık kaza atlatırlar. Bu kaza aynı olaya karşı bir dahakine ne yapmaları gerektiğini öğretmez. Sabırsızdırlar. Sıkıntıya toleransları yoktur. Genelde haz ilkeli davranırlar. Aklına geleni yapmak isterler. Bunu yapamamak sıkıntı oluşturur ve buna sabırları yoktur. Herhangi bir konu üzerinde konuşurken konuyu dağıtıp bir başka konuya çabuk geçerler. Burada da aileler çocuğun önünü kesmemek için ona uyum sağlar. Ve rüzgâra kapılmış bir yaprak gibi savrulurlar. Çocuğun zihni atlamalar yapar çağrışımlarla konuşur. Beklemeye tahammülleri yoktur. Sıra beklemezler. Akıllarına geleni söylerler. Yine ailelerin çocuklarına değerli olduklarını hisettirmek adına bekletmeden yapılan istekler var olan sabırsızlık problemlerini güçlendirir. Herhangi bir çocuğa dehb tanısı koyabilmek için DSM tanı ölçütlerine göre bu alt tiplerdeki özelliklerden altı ya da daha fazlasının son altı aydır var olması ve çocuğun gelişim düzeyi ile tutarsız ve çocuğun uyumunu bozucu olması gerekmektedir. Bu üç başlıktan biri veya ikisi daha ön plana çıkabilir.

Dehb li çocukla karşılaşan öğretmenler ne yapmalı?
Ö

Öncelikle sınıf içinde her tür düzenlemeye karşı uyum problemi yaşıyor ise sınıf içinde bu davranışın kabulü ve yerleşik hale geçmemesi için bir danışmanlık hizmetinden faydalanmasını sağlayın. Gönderilen uzmana sınıf içinde yaşanılan zorlukları yazılı olarak yollanması sonrasında ise sürekli olarak bağlantı halinde olunması gerekmektedir. Az sayılı grup içinde olması her zaman avantajdır. Kalabalık gruplar her zaman dikkatlerinin daha çabuk dağılmasına neden olur. Kalabalık gruplarda öğrenmesi zordur. Okul hayatı başladığında özel öğretmenle bir saat yapacağı çalışma tam günlü okulda bütün gün yaptığı dersten daha verimli, daha faydalıdır.

Çocuğun o gün neler yapılacağını önceden bilmesini sağlayacak ve hep uyulan bir sınıf düzeni geliştirilmelidir. Kendi başına yapılabilecek ödevleri, diğer çocuklardan ayrı bir köşede, dikkati dağılmadan yapmasına izin verilmelidir. Durağan değil eğlenceli görsel ve efektlerle zenginleştirilmiş materyaller kullanmalı. Farklı aktivite düzeyleri gerektiren dersleri gün içine dağıtılmalı. Ders çalışırken belli alışkanlıklar edinmelerini sağlayacak ve istenmeyen davranışlarını kontrol edecek etkin bir sistem geliştirilmeli. Ödül puanları, çocuğun başarısını grafikler ile göstermek, çocuğu çıkartmalar ve yıldızlar ile ödüllendirmek, çoğu istenilen davranışları göstermesi için heveslendirir. Çocuğun iyi niyeti küçücük çabası dahi görülüp takdir edilirken istenmedik davranış görmezden gelinmeli Sık sık ayağa kalkabilmesiyle ilgili görevler vermeli bu ihtiyacını gidermesi sağlanmalı Sık sık grup çalışmalarına katılımı sağlanmalı. Sınıf içinde sorun davranışların çıkacağına dair bir önsezi olduğunda hemen hareketli bir etkinlikle istenmedik davranışın çıkmasına engel olurken çocuğun ihtiyacı olan molalar verilmeli Uzun etkinliklerde çocuğun sıkılmaya başladığı anda birazcık sabrını arttırıcı bir beklemeyle ara verilmeli. Uzun etkinlikler parçalara bölünmeli ve buradaki başarı kendi yaşıtlarıyla mukayese edilmeksizin görülüp takdir edilmelidir.  Çocuğun her zaman aynı performansı göstermesini beklemeyin. Çocuğun çabalarını sonuç mükemmel olmasa bile destekleyin.

Dehb li çocuğa sahip aile ne yapmalı?
Ç

Çocuğunu diğer çocuklarla kıyaslamayıp bunu biyolojik bir problem olduğunu kabul etmeli. Çocuğunun haylazlık veya tembellikten kaynaklanan bir davranışa sahip olduğu düşüncesinden öncelikle vazgeçmeli. Çocuğuyla her gün yarım saat özel zaman uygulaması yapmalı. Bu zamanda çocuğu eleştirmeden yönlendirmeden sadece çocuğun istediği şekilde geçirmeli. Bu zamanda çocuğa bir şeyler öğretmeye kalkışmamalı. Bir spor etkinliğine yönlendirmeli. Aile içi kuralları ve sınırları belirleyip bunu uygulanması için tutarlı bir şekilde takip etmeli. Çocuk için günlük bir program yapılmalı. Çocuğun uyandığı, yemek yediği, yıkandığı, okula gitmek için evden çıktığı ve yattığı saatlerin her gün belirli ve aynı olması sağlanmalı. Çocuğu kalabalık alışveriş merkezleri gibi çok fazla uyarının bulunduğu ortamlardan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışılmalı. Yapamadıklarından ziyade yapabildikleri ile ilgili farkındalık oluşturulmalı. Hiperaktif çocuklar büyüklerinin dikkatini ancak yanlış bir şey yaptıklarında çekerler. Çocuğu güzel sözlerle, kucaklayarak ödüllendirmek olumlu davranışları için küçük armağanlar vermek çok önemlidir. Anne-baba, aile bireyleri ve arkadaşlardan gelen bu tür olumlu destek  ve sevgi çocuğun kendini iyi hissetmesini sağlar. Büyükler hiperaktif çocukların davranışlarına çok zaman sinirlenir ve fiziksel cezalara dahi başvurabilirler. Örneğin çocuğun hiperaktif davranışları aileyi rahatsız ederse, çocuğa sırt dönülerek davranışına karşı kayıtsız kalınabilir. Çocuğun çok fazla heyecanlı veya hareketli olduğu anlarda başka bir aktiviteyle dikkati dağıtmaya çalışılmalıdır. Çevresine yönelik tekmeleme, ısırma vs. gibi davranışlarına müdahale edilmelidir. Onu sakinleşene kadar bir süre yalnız başına bırakma fikri cezalandırmadan çok daha iyi ve etkili bir yöntemdir.. Organize olmayı plan yapmayı öğretmek gerekli Aile içinde var olan sorunu arttıran etmenlerin minimize edilmesine gidilmeli. Çocuğun odasındaki uyaranlar azaltılmalı. Halının rengi mobilya rengi ve tüm aksesuarların az ayrıntılı dikkat çekmeyen görüntüde olmasına dikkat edilmeli. Ulaşabildiği oyuncaklar sınırlı olmalı. Tüm oyuncakları aynı anda ulaşılabilir olmamalıdır. Var olan oyuncakları belli aralıklarla değişimli olarak verilmelidir. Tv, telefon, bilgisayar kullanımını mümkünse sıfırlamalı aksi ise günde 20 dk sınırı getirmeli. Ailenin çocuğun her istediğini anında yapmak yerine beklemeyi sıkıntıya toleransını, sabrını arttırmak için minik zamanlı bekletmeyi sağlamak amaçlı tavırlar geliştirmeli Dijital ortamlardan ziyade üç boyutlu veya kitap çalışmalarıyla sevmediği etkinliklerde kalma süresi çok minik sürelerle uzatılmaya çalışmalı. Buradaki minik ilerlemeler anında fark ettirilerek çocuğun bu yöndeki gayreti takdir edilmeli

Çocuğumun dikkatin geliştirmek için yapılabileceğim çalışmalar nelerdir?
O

Odaklanmakta zorlanan çocukların dikkatlerini geliştirmek, dikkat sürelerini arttırmak için onlara bir takım alıştırmalar yaptırmak gerekir. Bu alıştırmalar oyun şeklinde yaptırılabilir: Çocuktan belli bir resimdeki yanlışları bulması, iki resim arasındaki benzerlik ve farklılıkları göstermesi, anlatılan bir hikâyeyi tekrarlaması veya hikâye ile ilgili soruları cevaplandırması istenilebilir. Örneğe bakarak şekil çizdirmek, modele uygun inşalar yaptırmak, benzer resimleri gruplandırmak, eşleştirme yaptırmak, eksikleri tamamlatmak, yanlışları buldurmak, zihinden hesap yaptırmak... akla ilk gelen alıştırmalardır. "Hangi elimde?", "Uçtu uçtu kim uçtu?", Evet-hayır oyunu" ve "Kelime oyunu",’’aklında tut’’ hep dikkat geliştirici oyunlardır. Sabır geliştirici masa başı etkinlikleri ile çalışmalara ağırlık verilmelidir.’’Cenga’’,’’çılgın penguenler’’vb. sakin, sabır gerektiren oyunlar sık sık oynanmalıdır. Çocuğun sevmediği etkinlikte kalabilme süresini minik ilerlemelerle artırma çabasına girilmelidir. Bu tür oyunlara okul öncesi dönemde de, okul döneminde de yer verilmelidir. Yalnız bu oyun ve alıştırmalarla çocuğu sıkmamaya, bıktırmamaya hatta yormamaya özen gösterilmeli, bunlar çocuk için cazip hale getirilmelidir. İlgi, hareket, ani değişiklikler, uyarının büyüklüğü, şiddeti ve sesi, dikkati uyanık tutan özelliklerdir. Buna karşılık yorgunluk, uykusuzluk, stres, gerginlik ve huzursuzluk dikkati dağıtan etkenlerdir. Her insanın kendine özgü bir karakteri, bir kişiliği olduğu gibi, yine kendine özgü bir zihinsel yapısı, bir dikkat gücü vardır. Bireyde var olan dikkat gücünü farklı şekillerde değerlendirebiliriz: talimatı kavrama, süratli öğrenme, tekrar işinde başarılı olma, verilen bir işi kısa zamanda ve hatasız yapma... hep dikkat gerektiren işlerdir. Bireyin belli bir alanda başarılı olması, belli bir işte verimli olması, büyük ölçüde dikkatini toplama gücüne bağlıdır. Dikkat bir bakıma, bireyin başarısını ve verimini belirleyen temel zihinsel faktörlerden biridir, bu nedenle küçük yaştan itibaren, evde ve okulda çocuğun dikkatini geliştirmeye önem verilmelidir.

Çocuğum konuşmuyor ne yapmalıyım?
Ç

Çocuklar, ilk 6 ayda yavaş yavaş heceleri çıkarmaya başlar, 12 aydan sonra kelimeleri dile getirir. 18 ay itibarıyla kelime dağarcıkları gelişir ve 24 ay civarında iki kelimeyi bir araya getirmeye başlarlar. Bu gelişim basamaklarının gerisinde kalan çocukların dil ve konuşma yönünden incelenmesi gerekebilir. Bir çocuk yaşıyla uyumlu beklenen konuşmayı sağlayamıyorsa bu bir “konuşma bozukluğu” olabilir veya “gelişimsel dil gecikmesi” olabilir. Herhangi bir organa bağlı olarak konuşmada bozukluk olmasına “organik konuşma bozukluğu”, herhangi bir organda bozukluk olmadan ortaya çıkan duruma “işlevsel konuşma bozukluğu” denir. Konuşma Bozukluğu Nedenleri Bir çocukta konuşmanın olabilmesi için dil becerisi gelişmiş olmalı, ses üretimi yapılabiliyor olmalı ve konuşma işlevini yerine getirecek organlarda bozukluk olmamalıdır. Bu durumda zekâ, işitme, görme, ağız boşluğu, üst hava yolları, akciğerler ve bunları besleyen sinir sistemi ve kas sisteminin doğal olması gerekir. Bu nedenle gecikmiş konuşması olan bir çocukta konuşma bozukluğu varlığının belirlenmesi için göz, kulak burun boğaz, beyin, sinir sistemi ve kas- iskelet sistemi problemleri araştırılmalıdır. Konuşmada gecikmenin e nedenlerinden biri işitme azlığı olmasıdır. İşitme azlığı doğumsal olabileceği gibi sonradan kazanılmış da olabilir. Çocuk daha önceden duyarken yeni başlayan bir işitme azlığı olabilir .Çocuğun yüksek sesleri veya bazı sesleri duyması o çocukta işitme kaybı olmadığını göstermez ancak konuşmanın başlamamasına neden olabilir. Bu nedenle konuşmasında gecikmeden şüphelendiğimiz çocukta detaylı bir işitme değerlendirmesi yapmak esastır. Sonradan olma işitme kaybının en sık nedeni sık üst solunum yolu geçiren çocuklarda orta kulak havalanmasının bozulmasıyla ortaya çıkan durumlardır. Bunun yanında fark edilmeyen , dil bağı varlığı gibi ağız içi problemleri de geç konuşma veya konuşma bozukluğu yapabilir. Organik bozuklukların olmadığı saptanan çocukta problem işlevseldir. Sorun işlevsel konuşma bozukluğu olabilir veya gelişimsel dil gecikmesi olabilir. İşlevsel konuşma bozukluğunda ise herhangi bir organik neden yoktur. Bu durumda da en çok psikiyatrik rahatsızlıklar araştırılmalıdır. Bu durumda en sık rastlanan problemlerin başında işitsel dikkat problemleri gelir. İşitsel dikkati dağınık, spontan dikkati yeterli gelişime sahip olmayan çocuklarda dikkat kalitesi düşük olduğundan sesleri ve konuşmaları dinleme kaydetme yeterli değildir.
  Çocukta dil gelişiminin tamamlanabilmesi için öncelikle dili anlamalı, sonra dili kullanabilmelidir.  Biz bunlara “alıcı dil” ve “ ifade edici dil” diyoruz. Henüz konuşamayan bir çocukta dili anlamanın gelişmiş olmasını bekleriz. Eğer alıcı dil becerisi gelişmişse kabaca beyin ve sinir sistemi açısından bir sorun olmadığı düşünülebilir. Böyle bir çocuk henüz konuşmamaktadır ancak “bana topu getir”, “oyuncağını dolaba koy” gibi komutları yerine getirebilmektedir. Alıcı dili gelişen ancak ifade edici dili henüz oluşmamış 18-20 aylık çocuklarda gelişimsel dil gecikmesi olabilir. Gecikmiş Konuşmadan Şüphelenilecek Durumlar • Her bebek 3-6 aylık oluncaya kadar anlamsız sesler çıkarabilir.
 • 6-12 aylık bebek “ba ba ba”, “ma ma ma” gibi anlamlı sesler çıkarmaya başlamalıdır.
 • 12 aylık bebek “evet”, “hayır” gibi komutları anlamalı, ismiyle çağırıldığında bakmalıdır.
 • 12-16 ay arasında “dede”, “baba” gibi anlamlı 1-2 kelimesi olmalıdır.
 • 24. ay tamamlandığında 5-10 kelimeli bir kelime dağarcığı gelişmiş olmalıdır.
 • 24-36 ay arasında “bu ne?”, “top nerede?”, “ben kimim?” gibi soruları anlıyor ve anlamlı cevap veriyor olmalıdır.
 • 24-36 ay arasında 2 veya 3 kelimeli cümleler kurabiliyor olmalıdır.
 • 36. aydan sonra kullandığı kelimeler yabancılar tarafından anlaşılıyor olmalıdır.
 • 4-5 yaşında basit bir olayı anlatabiliyor olmalıdır.
 • 7 yaşında karmaşık bir olayı anlatabiliyor olmalıdır.
 Gecikmiş Konuşmaya Neden Olan Durumlar • Ailesel dil gecikmesi
 • Gelişimsel dil gecikmesi
 • Prematüre doğum veya büyüme gelişme geriliği
 • İki dil konuşulması, sağ el- sol el kullanılması gibi çatışma yaratan durumlar
 • İşitme kayıpları, işitmenin algılanması(işitsel dikkat) bozuklukları.
 • Uzun süren hastalıklar
 • Sıkı ilişki kuramamış çocuklar(sık sık bakıcı değiştiren veya bakımevlerinde büyüyen çocuklar)
 • Dil bağı, yarık damak-dudak gibi ağız içi problemleri
 • Otizm, zekâ geriliği yapan hastalıklar
 • Psikososyal uyaran eksikliği
 • “Üzerine titrenen çocuk”; çocuğa konuşma fırsatının verilmemesi 
 • Yoğun televizyon izlemesi. İletişimin interaktif olması gerekir ve televizyon çocuğu bu konuda pasifleştirir. 
 Konuşma gecikmesi olan bir çocuk için ne zaman uzmandan yardım almak gerekir? “Falanca da geç konuşmuştu, zamanla nasıl olsa konuşmaya başlar” yaklaşımı, aslında tehlikeli bir bakış açısı. Bir çocuğun geç konuşmaya başlamasının nedeni dil yetisinden yeterince yararlanamamasındandır. Bu nedenle bu çocukların aynı zamanda olabildiğince erken saptanması büyük önem taşımaktadır. Çeşitli  araştırmalara göre, iki yaşında konuşma geriliği olan çocuklar  3-4 yaşına geldiklerinde hâlâ yaşıtlarının performansını  yakalamamış olabilir. Erken müdahale sayesindeyse çocuğun gelişimsel eğrisini değiştirmek mümkündür. Olası nedenler araştırılıp ortaya konduktan sonra nedene yönelik tedavi yapılır Bu süreç içerisinde çocuğun dil eğitimini geliştirme destekleme amaçlı bireysel eğitim önerilir. Çocuğun konuşmayı öğrenmek için bir modele ihtiyacı var. Dolayısıyla çocukla bol bol konuşmak, yerde onun göz hizasında oyun oynamak çok faydalı. Buna ek olarak, çocuğun mümkün olduğunca akranlarıyla vakit geçirmesi önerilir. Bunun içinde erken yaşlarda da olsa oyun gruplarına katılımı için anaokulu önerilir. Bu süreçte televizyon ve bilgisayar gibi dijitallerden uzak tutulması da son derce önemlidir. Çocuklarla yeterli ve etkin iletişim kurulmalı, konuşmaları için fırsat verilmelidir. Çocuğun istediği bir şey için önce bunu sözel olarak ifade etmesi beklenmeli, sonra istediği şey gerçekleştirilmelidir. Günlük iletişim çocuğa soru yöneltilerek ve cevaplaması için zaman ayrılarak sürdürülmeli, çocuğun kısa öyküler oluşturma çabası sağlanmalıdır. Çocuğun yakın çevresindeki tüm bireyler çocukla birlikte oldukları her anı eğitim olarak düşünüp doğru konuşma örneği vermeli ve çocuğun konuşması için fırsat sağlamalıdırlar.

Özel öğrenme güçlüğü bir zeka geriliği midir:?
Ç

Özel öğrenme güçlüğü yaşayan bireyler normal ya da normalin üzerinde zekâya sahip kişilerdir. Herhangi fiziksel problemi olmayan; dinleme, konuşma, okuma-yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlükleri olan bireylerdir.  Aynı zamanda bu kişiler kendini idare etme, sosyal algılama, etkileşim sorunları vardır. Standart eğitime rağmen yaşına ve zekâsına uygun okul başarısı gösteremeyen bireylerdeki durum olarak açıklayabiliriz.                Öğrenmeyle ilgili bir sorun olarak algılanmakta ve tanıtılmakla birlikte; gördüğümüz, duyduğumuz ya da dokunduğumuz tanımaya çalıştığımız şeylerin algılanmasıyla ilgili ya da işlenmesiyle ilgili bir sorun olarak yaşanmaktadır. Öğrenme sorunları da, pek çok sorun ya da hastalık gibi çok erken fark edilebilir.            5-7 yaş okuma öğrenme yeteneğinin geliştiği dilimdir. Bu nedenle riskli çocukları özellikle okul öncesi dönemde dikkatle izlenmesi gerekir. Tamamlanmamış dil gelişimi özel öğrenme güçlüğü yaşanması sebeplerindendir. Dil gelişiminin tamamlanmadan okula başlayan çocuklar bu problemle karşılaşma ihtimali yüksektir. Genellikle özel öğrenme güçlüğü,  ilkokula başlayınca ortaya çıkar. Ancak okul öncesi dönemde erken belirti gösteren çocukları, öğrenme bozukluğu açısından değerlendirilmesi, erken tanı için önem taşır. Erken tanı konulduğu ve çocuğun yardım aldığı oranda çocuk yaşıtlarına yetişebilmekte ve gerçek potansiyellerini gösterebilmektedirler.       Özel Öğrenme Güçlüğünün Nedenleri Doğum Öncesi: Yetersiz beslenme, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ilaç kullanma, vitamin eksikliği, alerjiler. Doğum Sırasında: Uzun ve zor doğum, plasenta ve göbek kordonu anormallikleri, doğum aletlerinin verdiği zararlar, beyin hasarı. Doğum Sonrasında: Doğumdan sonra nefes almaya başlayıncaya kadar geçen sürenin uzunluğu, erken yaşta ateşli hastalık, başa hızlı darbe, tümör. Kalıtsal bozukluklar: Ailelerde özel öğrenme bozukluğu olan başka kişilerinde olması, kan uyuşmazlığı şeklinde özetlenebilir.   Erken Belirtileri: Geç Konuşmak
Sözcük bulmada isimlendirmede güçlük,
Yetersiz sözcük dağarcığı
Telaffuz sorunları
Temel sözcükleri karıştırmak ( Koşmak, yemek, vermek gibi)
Sözcük, hece çevirmek (Mavi yerine vami, sifon yerine vison gibi)
Sözlü yönergeleri dinleme ve izlemede güçlük
Harf ses ilişkisi öğrenmede güçlük
Kafiyeli sözcüklerde güçlük
Sayı, renk, harf öğrenmede güçlük
Geometrik şekilleri çizmede güçlük
Dikkat ve konsantrasyon güçlükleri
Yön karıştırmak (Kitabı ters tutmak gibi)
Yaşıtlarıyla ilişkilerde güçlük
Zaman ve mekân sorunları
El tercihinde gecikme
Koordinasyon güçlüğü (Bisiklet sürmek, ip atlamak)
Kazaya yatkınlık ve sakarlık
Bu belirtiler özel öğrenme güçlüğü  riski taşıyan çocuklarda sık görülen özelliklerdir.
Bu belirtilerden birkaçını gösteren çocuğa yaşıtları düzeyine erişmesi için destek eğitim verilmelidir.
Erken tanı konulduğu ve yardım aldığı oranda çocuklar yaşıtlarına yetişebilmekte ve gerçek potansiyellerini gösterebilmektedirler.  

Çocuğumda Empati yi nasıl geliştirebilirim?
Ç

Nasreddin Hoca bir gün damı aktarırken düşer Başına toplanan ahalinin her birinden bir ses çıkar. Herbiri farklı bir şey söyler. Hoca yattığı yerden doğrulur ve bana damdan düşen birini getirin der. İçini hissetmek anlamına gelen empati sözcüğü bir başka kişinin öznel deneyimini anlamayı ifade eder. Bir başkasının duygusunu anlayabilmek için öncelikle; -İnsanın önce kendi duygu ve düşünceleriyle ilgili farklılığın farkında olması gerekir. -Kendinin farkında olan kişi ancak başkalarının duygu ve düşüncelerindeki farklılığı bilebilir ve anlayabilir. Empatik süreçte bilmenin ve anlamanın ardından; bir başkasının yaşadığı olay sırasında kendini onun yerine koyup ne hissederdi diye düşünmek ve bu hissi anlamak neye ihtiyacı olduğunu tahmin edip uygun davranışta bulunabilmek esastır. Bireylerin sağlıklı iletişim kurabilmesi için gerekli koşullardan birisinin empati becerisidir, empati kişinin çevresiyle uyumunu olumlu yönde etkiler. Çocukta empati nasıl gelişir Empatinin temelleri bebeklik dönemine dayanır. Anne ile bebek arasında kurulan sağlıklı ilişki, ihtiyaçlarının bekletilmeden yerine getirilmesi, annenin bebeğe duyduğu şefkat ve ilgi sonucu değerli olduğunu hisseden, annesinin onu hep seveceğine ve koruyacağına güvenen bebekler, bu sevgiyi ve değeri çevresindekilere de gösterir. Acıma, vicdan, merhamet duygularının temeli böylece atılır. Anne bebek arasındaki karşılıklı uyum bu becerinin gelişimi için önemlidir. Anne bebek arasındaki eşgüdümlü hareketler, bebek heyecanlandığında annenin bunu hissettiğine dair çıkardığı ses ve yüz ifadeleri bebeğe anlaşıldığını hissettirir. Bu kabul ve değer görme anlamına da gelmektedir. Anne bebek arasındaki bu türden paylaşımlar ne kadar sıklıkla ortaya çıkarsa bebekte de diğer insanların hislerini anlama paylaşma becerisi gelişir. Bu uyum olmadığı takdirde bebeğin davranışları duyguları anne tarafından aynalanmıyorsa be beceri bebekte körelmeye başlar. Tekrarlayan ilişki biçimleri hafızada kaydedilir. Ve bu gelecekte oluşturulacak olan ilişki biçimlerinin havuzunu oluşturur. Ebevynler ile kurulan ilişki biçimleri sosyal yaşamda kullanacakları ilişki biçimleri olur.  Empati teorik olarak öğretilemez; çocuk için önemli olan kişileri taklit etmesi yoluyla öğrenilir. Dolayısıyla büyükler bu konuda öncelikle örnek olmalıdırlar, çünkü çocuklara söylediklerimizden çok, onları, yaptıklarımız, yani davranışlarımız etkiler. Siz nasıl yardımcı olabilirsiniz 1- Çocuğunuza empati gösterin. Duygularına algılarına güvenin. ‘‘O kadar yemekle doyulur mu’’’’Bunun için ağlanır mı’’? ‘’Bundan da korkulur mu’’‘’Gezmeye giderken bu giyilmez’’ yerine onları anladığınızı gösterin. Duygularını kabul edip bunun olabileceğini ona gösterin. Alternatif davranışlar geliştirmesine yardımcı olun. Palyaçodan korkan bir çocuğa ‘’bunda korkacak bişi yok’’ demek yerine uzaktan izlemesine izin verin. Kendisini güvende hissettiğinde bir adım atacaktır. 2- Empati nasıl gösterilir ona model olun.. Düşen bir çocuğun canının yanmış olacağını fark ettirip ona yardım ederek rol model olun. Kendi ilişkilerinizde de çevrenizdekilere empati göstererek örnek olun 3- Başkalarının ne hissettiğini sözel anlatımla fark ettirin. Açıklamalar çocuğa istediğinizi yaptırmada çok yardımcı olur. Örneğin : “Teyzen hastanedeki büyükanneni her gün ziyaret ediyor ve çok yoruluyor. Lütfen daha sessiz oynar mısın? O da biraz dinlensin.” diyebilirsiniz. 4- Düşünceli davranışlarını beğendiğinizi belirtin. Örneğin: “Arabanı kardeşinle paylaşmana çok sevindim..”Günlük işlere yardım etmesi istenen çocuklar başkalarına da söylenmeden yardım ediyorlar. Hasta kardeşine su vermesi, market dönüşü poşet taşımaya yardım etmesi gibi aile içerisinde yapacağı günlük hizmet ve yardımlar bu yeteneğin gelişmesine büyük katkı sağlar. 5- Duygularla ilgili farkındalığını geliştirin. Onlara hikâyeler okuyup şu tür sorular sorabilirsiniz “Sence bu çocuk ne hissediyor?” “Arkadaşına yardım etmek için ne yapabilir?” 
Aynı şeyi film seyrederkende yapabiliriz. Böylece çocuğumuz televizyon izlemekten vazgeçemiyorsa, televizyonu pasif izlemekten de aktif izlemeye yöneltmiş oluruz. 6- Arkadaşları ile ilgili yaşadığı problemlere hemen çözüm bulmayın. Empati kurması için bir fırsat olarak değerlendirin. 7- Empatiyi sadece acı, üzüntü gibi duygularda değil olumlu duygularda da kullanın. Çocuklar sadece acı çekenlere karşı empati duymamalı, başarılı olanlarla da mutluluğu paylaşmayı bilmeliler. Hem kendilerinin hem başkalarının duygularını anlayabilmeliler. Bir arkadaşının başarısını ve bunun için sevinmesini anlamaktan başlayabilirsiniz bu işe. 8- Ne kadar yoğun olursanız olun çocuğunuzu günlük yaşamda küçük yardımlara yöneltebilirsiniz. Yaşlı bir komşuya, aç bir hayvana yardım ederek ona, başkalarına iyilik yapmanın zevkini tattırın. Bu olayı akşam yemeğinde diğer aile fertlerine anlatmanız çocuğunuzu onore edecektir. 9- Çocuğunuzun bazı insanlara karşı duyduğu olumsuz duyguların varlığında, ona o kişilerde küçük de olsa pozitif şeyler bulmasına yardım edin. Bunu başaramazsa, gözlerini kapatıp onu küçük şirin bir bebekken hayal etmesini söyleyin veya kendisini onların yerine koymasını isteyin. Çocuğumuza o kişinin davranışının ardında yatan iyi niyeti gösterirsek, anlayışını artırır ve gerçek empatiye ulaşmasını sağlarız. 10- Kendinin farkına varmasına yardımcı olun. Örneğin aynada kendini tanısın. 11- "Ben" dilini kullanarak kendini sizden ayırt etmesine yardımcı olabilirsiniz. “Ben” mesajları açık ve güçlü etkili mesajlar vermek açısından yararlıdır. “Bana vurmanı istemiyorum. Vurduğun zaman canım acıyor" 12- Kızgınlık, üzüntü gibi kötü duyguları yaşamasına izin verin. Çünkü bu duygular da hayatın bir parçasıdır ve onlarla baş etmeyi de çocuğunuza öğretmeniz gerekir. Onu hep mutlu etmeye çalışırsanız zor duyguları kontrol etmeyi öğrenemez. Kızgın bir arkadaşının ne hissettiğini anlayamaz. 13- Gün içinde arkadaşlarıyla yaşadığı paylaşamama sorunlarını sonradan oyunlarda konu edin. Örneğin o gün arkadaşının elinden oyuncağı çekip onu ağlattıysa, oyunda rol değiştirerek onu ağlayan çocuğun yerine koyun. Oyunda olayı tekrar canlandırıp ne hissettiğini anlattırın. Doğru davranışı bulmasını sağlayın. 14- "Özür dilerim" demesi için çocuğunuzu zorlamayın. Önemli olan bu sözleri kullanması değil, yanlış yaptığını anlamasıdır. 15- Empatinin gelişmesi zamanla ve yavaş yavaş olur. Üstelik unutmayın ki bencillik çocuk olmanın bir parçasıdır. 3 yaşına kadar beklentinizi sınırlı tutun…

Çocuk ve anne arasında bağlanmanın önemi nedir?
B

Bağlanma; çocuk ve annesi arasında olumlu, sağlıklı ve güçlü bir duygusal bağ kurulmasıdır. Bebek bu bağlanma ile yaşamını sürdürebilmekte, dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna dair bir bilgi oluşturmaktadır. Bebekler doğduğu andan itibaren hatta doğum öncesinden annelerinin hareketine, ruh haline, kalp sesine ve konuşma sesine duyarlıdırlar. Annesinin sevinç ve üzüntüsünü fark eder.

 Doğumdan hemen sonra çocuk ve anne arasındaki bağlanma süreci duyularla bütünleşir. Çocuk annesine ait kokuyu, teni ayırt eder. Bu dönemde yeni doğan bebeğin ihtiyaçlarını bekletmeden giderme, dokunma, tensel temas gelişimi için birincil derecede önem arz eder.

 Bebek tüm gücünü annesine yönelmekte kullanır. Fiziksel, duygusal ve ruhsal gelişiminin kaynağı annesidir. Çocuğun anneye bağlanması hayatta kalması için gereklidir. Yapılan yakın dönem araştırmaları, sevginin-bağlanmanın tat alma değil dokunma duyusuyla ilgili olduğunu vurgular. (spitz ve wolf1946)Bebeklerin birinci dereceden bir insanla sevgi temasları olmadığında yeterli yiyecek ve kişisel bakım sağlandığı halde köreldikleri ve hatta öldüklerini fark etmişlerdir. 

Fiziksel dokunma stresi dindirebilir, kaygı ve depresyonu azaltabilir ve huzuru arttırır.(bernard&Brezalton1990,Field 1993)’’Sevgi dolu dokunma oksitosin üretir ve anne bebek bağlarını güçlendirici olarak bilinen iç kaynaklı opoidleri ortaya çıkarır.’’ 

Kimsesiz çocuklarla yapılan deneyler ve araştırmalarda bunu olumlayan sonuçlara ulaşılmıştır. Bebeklik dönemlerinde yeterince kucağa alınmayan, dokunma ve tensel temastan mahrum olan bebeklerin görme, işitme, konuşma, kaba motor becerilerinde kendi yaşıtlarına oranla gerilikler olduğu gözlenmektedir. Bu çocukların birçoğunda imnüin sistem çok düşük olup çok çabuk hastalanmakta birçoğunda cilt rahatsızlıkları görülmektedir.

 Bağlanma karşılıklı bir etkileşimdir aynı zamanda. Bağlanma sürecindeki her bir üye diğeri üzerinde sürekliliği olan bir iz bırakarak gelişir. Ve bu bağlanma sonucu her üyenin dâhil olduğu daha geniş bir biliş oluşur. 

 Bağlanma sürecinin gerçekten var olduğu en net şekilde bağlanma süreci kesintiye uğradığında veya durgunlaştığında görülür. Bütünleştiğimizi hissettiğimiz süreci doğal bir akış olarak kabul ederiz. Bu bağı kaybettiğimizde ancak o zaman kimi ve neyi kaybettiğimizi fark ederiz. İşte bundandır ki; küçük çocuklarda ayrılma stresli bir durum ve terkedilme duygusu oluşturur. Anne gözünün önünden gitse çocuk hemen huzursuzlanır. Ancak annenin göz önünde olması, onunla beden teması kurma ve sesini duyma çocuğun korku duygularını sakinleştirir. 

Her insan için tüm bağların ilk örneği anne ile olan bağdır. Bu bağ içinde olup bitenler yaşamındaki tüm ilişkiyi etkiler. Anne ile olan bağ hem kişinin ruhsal olgunlaşmasını hem de ileriki bağlanma ve ilişki örgülerini belirler. Bağlanma süreci istek veya niyetten bağımsızdır. Bir bakıma anne ne ise çocuk odur. Yaşamının başlangıcında çocuk annenin ruhunun devamıdır. Anneyi içsel olarak etkileyen şeyleri çocuk, duyumları ve davranışları ile ifade eder. Annenin ruhundaki hiçbir şey çocuğun alıcılarından gizlenemez. Çünkü çocuk sürekli annenin duygusal durumunu gözetler. Bu şekilde anne bazı duygularının farkında değilken bile çocuk annesi için çözülmemiş duygulara dokunur. Mesela; annenin duyguları ile ilgili iniş çıkışları, gerçekten istese bile çocuğunu tam olarak kabul edemeyişi, sevemeyişi, çocuğun sürekli stres altında kalmasına, annesini kendisini sevmeye ikna etmek zorunda kalmasına neden olur. Çocuk reddedilme duygusunu ne kadar sezinlerse anneye o kadar çok yapışır. 

Anne ve çocuk arasındaki bu bağlanmanın sağlıklı olabilmesi için annenin sağlıklı olması önem arzeder. Gerek ruhsal gerek fiziksel açıdan sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin yolu sağlıklı annelerden geçer. Ancak, bu şekilde her açıdan sağlıklı çocuklar, sağlıklı nesiller ve sağlıklı bir toplum oluşturmak mümkün olacaktır.

Çocukların teknolojiden uzak durması neden gereklidir?
B

Son dönemlerde yapılan bilimsel araştırmalar 0 ile 2 yaş arasındaki bebeklerin teknolojiden uzak tutulması gerektiğini ve teknoloji kullanımının 3 ile 5 yaş arasındaki çocuklarda günde en fazla yarım saat olabileceğini bunun üstünde kullanımın çocuklardaki performansı % 15 düşürdüğünü göstermiştir. Teknolojik aletlere (cep telefonları, internet, iPad’ler, TV) aşırı maruz kalmanın işlev bozukluklarına, dikkat eksikliğine ve bilişsel gecikmelere neden olduğu görülmüştür. Gelişimsel gecikme 
Teknoloji kullanımı hareketi kısıtlar ve bu da gelişimin gecikmesine neden olabilir. Üç çocuktan biri okula gelişimsel gecikmeyle başlıyor ve bu, çocuğun okulda akademik başarısızlığına sebep oluyor. Hareket, dikkati ve öğrenme yeteneğini artırır. 12 yaşın altındaki teknoloji kullanımı, çocuk gelişimini ve öğrenme eylemini olumsuz etkiler. Yaygın Obezite
TV ve video oyunları obezitenin artışıyla doğrudan ilişkilidir. Kendi yatak odalarında teknolojik aletler olan çocuklarda obezite yüzde 30 artmıştır. Uykusuzluk
 Ebeveynlerin % 60′ı çocuklarının teknoloji kullanımını denetlemiyor ve teknolojik aletler kullanan çocuklar uyku sorunu yaşıyorlar. Ruhsal Bozukluklar Aşırı teknoloji kullanımı, çocuk depresyonu, anksiyete, dikkat eksikliği, otizm, bipolar bozukluk ve sorunlu çocuk davranışlarının artışının en büyük nedenlerinden biri. Saldırganlık
Şiddet içeren medya yayınları çocuklarda saldırganlığa neden olur. Küçük çocuklar giderek bugünün medyasında artan fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Dijital Demans Yüksek hızlı medya içeriği, dikkat ve konsantrasyon eksikliği ve hafızada belli başlı problemlere neden olur. Dikkat eksikliği olan çocuk öğrenemez. Bağımlılık
 Ebeveynler teknolojiyle daha çok ilgili oldukları için çocuklarından uzaklaşır. Ailenin ilgisizliği ve uzaklığı çocuğu, bağımlılığa götüren teknolojik aletlere yöneltebilir. Yukarıda belirtilen nedenlere bakıldığında çocukların eğitiminde ve yetiştirilmesinde teknolojik aletlerin kullanılması sakıncalıdır. Çocukların medyada izledikleri şiddet ve korkutucu içerik arttıkça çocuklar; 

Başkalarına karşı daha fazla saldırgan davranış sergilemekte
Daha fazla düşmanlık duyguları beslemekte
Daha korkulu ve daha güvensiz olmakta
Başkalarının çektiği acı ve eziyete karşı duyarsızlaşmakta
Gittikçe şiddeti daha arzular hale gelmekte
Kaygı ve uyku bozuklukları göstermektedirler
Ayrılık kaygısına yol açmakta
Uykudaki kâbusları ve diğer korkuları arttırmakta
Dünyanın tehlikeli ve korkunç bir yer olduğu inancını geliştirmekte
Korku duyan çocuğun kaygısını artırmakta ve onu daha kolay incinebilir hale getirmektedir.  Çocukların televizyon veya bilgisayar başında geçirdikleri süre arttıkça; Sosyal becerilerinde azalmalar olmakta
Sanal ortamda sürekli kazanmaya alışan çocuk gerçek hayatta kazanmamaya karşı tedbir alarak sosyal ortamlara girmekten keyif almamakta.
Erken çocukluk döneminde konuşma gecikmelerine neden olmakta
İşitsel dikkat becerilerinde problemler yaşanmakta
Gelişimsel gecikmeye sebep olmakta
Dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemine neden olmakta
Okulda akademik başarıyı olumsuz etkilemektedir.
Olumsuz Örnek Oluşturabilecek Davranışlar Çocukların televizyon programlarında izledikleri suç davranışları, kaba, bayağı ve küfürlü konuşmalar; •Özellikle çocuk ve gençlerin önem verdikleri ve beğendikleri karakterler tarafından sergileniyorsa taklit edilme artmaktadır. •Gençler karakterle özdeşim kurduklarında bu davranışları sergileyen karakter gibi davranmaktadır. •Gençlerin kimlik oluşumunu olumsuz yönde etkilemektedir. 

Tuvalet eğitimi nasıl verilir?
T

Tuvalet eğitimine çocuğun ve bakım veren kişinin hazır olduğu bir dönemde başlanması çok önemlidir. Hatalı bir zamanda ve hazırlıksız başlangıç, çocuğun bu aşamayı sorunsuzca atlatabilmesini engelleyebilir. Çocuk için tuvalet eğitimine hazır olmak demek; hem fizyolojik olarak kas gelişiminin tamamlanmış olması hem gelişimsel olarak kendini ifade becerilerinin kazanılmış olması hem de psikolojik olarak sağlıklı bir döneminde olması demektir..  Tuvalet eğitimi annelerin adeta kabusudur.  Ne zaman başlaması gerektiği, nasıl davranılması gerektiği konusunda kargaşa yaşanır. Tuvalet eğitimi için en uygun dönem 24-36 aylar arasıdır. Daha erken dönemde başlamak ve aşırı baskı kurarak bir an önce çocuğun temiz kalmasını sağlamaya çalışmak, hem fizyolojik olarak yapamayacağı bir şeyi yapmasını istemek hem de ilerde gelişebilecek bazı ruhsal sorunların başlamasına neden olmak demektir. Benzer şekilde hiç eğitim vermemeye çalışmak, zamanı gelince kendi söyler diye bırakmak da hem çocuğun tuvalet eğitiminin gecikmesine hem de ruhsal açıdan sorunlara neden olur. Bazı çocuklar çiş kontrolünü, bazılarıysa kaka kontrolünü önce öğrenebilirler. Bu durum çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Gün içinde tuvaletini kontrol edebilmek, gece kontrol edebilmekten daha önce tamamlanır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi çocuktan çocuğa değişir. Birçok kaynakta çocuğun çişini söylemesinin 5 yaşına kadar, kakasını söylemesinin 4 yaşına kadar süreceğini yazmakla birlikte, beklenti 3. yaşta eğitimin tamamlanması olmalıdır.3 yaş toplumsallaşma ve kreşe başlama yaşıdır. Diğer çocukların yanında bezli olmak, çiş ve kaka kontrolünü sağlayamamak çocuğu rahatsız edecektir.  Gece altını ıslatma daha uzun sürer ve 5 yaşına kadar devam edebilir. İnatlaşmadan, büyümeye başladığını kabullenebilir ve dönemin özelliklerini bilirsek yeni beceriler kazanan bebeğimizle onları paylaşarak eğlenebiliriz. . Hazır olduğunu nasıl anlarız? • Yürüyebiliyorsa,
 • Basit emirleri yerine getirebiliyorsa,
 • İsteklerini kelimelerle konuşarak anlatabiliyorsa,
 • Kendi kendine basit giysileri çıkarabiliyorsa,
 • Genellikle gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa,
 • Tuvalete çıktığı saatlerin bir rutini oluşmuşsa,
 • Altının ıslaklığından rahatsızlığını ifade eder hale gelmişse tuvalet eğitimine başlama zamanları gelmiş demektir.
 Bazı durumlar yaşı gelmesine karşın tuvalet eğitimini zorlaştırabilir. Bu belirtiler şu şekilde sıralanabilir: • Henüz çocuğun saydığımız belirtileri göstermiyor olması,
 • Çocuğun sahip olduğu gelişimsel gerilik 
 • Devamlı kabızlık problemi yaşaması,
 • Son dönemde hayatında önemli bir değişiklik olması (yeni bakıcı, yeni kardeş, taşınma, ölüm vb.)
 • Tuvalet eğitimini verecek olan kişinin gergin, sinirli olması, yeterli zaman ayıramayacağını düşünmesi ve
 • Birden fazla kişinin farklı şekillerde çocuğa tuvalet eğitimi vermeye çalışıyor olması.
 Tuvalet eğitiminde anne-babanın rolü Herhangi bir sağlık problemi olmadığı sürece erişkin olup hala tuvalet alışkanlığını kazanamamış hiç kimse yoktur. Bu yüzden eğitimin nasıl verileceğine, çıkabilecek sorunlara yoğunlaşarak, eğitimi bir endişe nedeni, bir sorun gibi algılamamak gerekir. Unutulmamalıdır ki tuvalet eğitimi doğal  sürecin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuğun eğitim sürecindeki davranışlarına aşırı tepkiler vermemek gerekir. Tuvalet eğitiminin evin içindeki en önemli konu, çözülmesi gereken bir süreç şeklinde algılanması, eğitimi hem çocuk hem aile açısından zorlaştıracaktır. Sabırlı olmak gerekir. Bir adım ileri, bir adım geri gidilmesi en sık rastlanan durumlardan biridir. Her defasında sabırla karşılamak ve öfkelenmeden tuvalet eğitimine devam etmek gerekir. Eğer çocuk aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı kesinlikle reddediyorsa eğitim sürecine çocuk hazır olana kadar ara vermek, aşırı ısrarcı olup bu süreci inatlaşma ile geçirmemek son derece önemlidir. Tuvalet eğitimi sürecini, tamamıyla sizin kontrolünüzde ve sizin verdiğiniz eğitime göre tamamlanacak bir süreç gibi görmeniz sizi aşırı yük altında bırakır. Aslında bu süreç sizden çok çocuğunuzun kontrolündedir. Dolayısıyla bir ebeveynin görevi; sorumluluğu tamamıyla almak değil, çocuğuna mümkün olduğunca destek olmak, yüreklendirici davranmaktır. Bu süreç tam olarak siz hazır olduğunuzda değil, siz ve çocuğunuz hazır olduğunuzda tamamlanacaktır. • Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir. Her gün belirli aralıklarla tuvaleti olsun olması tuvalete ya da lazımlığa oturarak alıştırmalar yapmak alışkanlık edinmeyi kolaylaştırır.
 • Çocuğunuzu iyi gözlemlemeniz ve çişini ya da kakasını yaparken nasıl davrandığının farkında olmanız, onu uygun zamanlarda tuvalete yönlendirmeniz için uygun olacaktır. Örneğin yüzünün şekli değişebilir ya da yürürken bir anlığına durabilir. Bu tür durumlarda, onu tuvalete ya da lazımlığa yönlendirmek eğitimi başlatmak için işinize yarayacaktır.
 • Çocuklar tuvaletlerini birkaç dakikadan fazla tutamazlar, o nedenle tuvaletlerinin geldiğini söyledikten ya da siz fark ettikten sonra en hızlı şekilde tuvalete götürmek önemlidir.
 • Lazımlık çocuğun rahatlıkla ulaşabileceği bir yerde olmalıdır. Çocuk lazımlığına eğitim sürecinden önce kıyafetleriyle oturtturularak alışması sağlanabilir.
 • Sifon sesinden korkan, tuvaleti yalnızca pis bir yer olarak tanıyan çocukların eğitim süreçleri daha zor olmaktadır. O nedenle zaman zaman çocuğun sifonla oynamasına, tuvalete girmesine aşırı tepkiler vermemek gerekir.
 • Tuvalet eğitimine dar zamanlarda başlamamak önemlidir. Süresi çocuktan çocuğa değişmekle birlikte bu eğitimin tamamlanması zaman almaktadır.
 • Kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı model almaları, onları izleyebilmeleri süreci kolaylaştırmaktadır.
 • Çocuğun daha rahat hareket edebilmesi ve lazımlığa oturabilmesini kolaylaştırmak için mümkün olduğunca kendisinin çıkarabileceği türden kıyafetleri giydirmeye özen gösterilmelidir.
 • Tuvalet eğitimi verilmeye başlanıldığı zaman bez artık kullanılmamalıdır. Bez kullanmaya devam etmek eğitimi uzatacaktır. Genellikle anneler üşüyeceğini düşünerek, kış aylarında bez çıkarmaktan endişe duymaktadır. Ama çocuğun doğduğu zamana göre, yazın gelmesini beklemek gecikmeye neden olabilir. Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara sıra altına kaçırabilir. Bu durumda çocuğa kızılmamalı, ayıplanmamalı, cezalandırılmamalıdır.
 • Çocuğa sık sık tuvaleti olup olmadığını sormak yerine, belli aralıklarla tuvalete birlikte giderek kontrol etmek daha uygun olacaktır. Kakası için, her yemek öğününden sonra tuvalete oturtmak eğitimi kolaylaştırır. Ancak oturma süreleri uzun olursa, çocukla inatlaşma artar ve eğitim gecikir.
 • Tuvalet eğitimde en büyük ödül “aferin” dir. Tuvaletini artık bezine yapmıyor olmasını büyük ödüllerle, aşırı tepkilerle karşılamak zaman zaman altına kaçırdığında kızmak kadar yanlıştır. Alkışlamak, çok önemsemek, ödüller vaat etmek, tuvalet zamanını adeta bir tören haline getirmek eğitime ve sonraki sürece zarar verecektir.
 • Çocuk lazımlığa ya da tuvalete oturduğunda onun yanında kalıp, oyalanması sağlanabilir. Onu tek başına bırakıp gitmek, oturma süresini kısaltacağı için eğitimi güçleştirir. 
 • Çocuğa “aferin” demek için tüm görevi yerine getirebilmesi beklenmemelidir. Örneğin tuvalete yetişememiş bile olsa tuvalete gitmiş ve pantolonunu çıkarmış olması da övülmelidir.
 • Çocuk tuvaletini yaptığında onu çişinden ya da kakasından tiksindirecek, yaptığı şeyden utanmasına yol açacak sözler söylenmemelidir (ay ne pis, koktu vb.)
 • Çocuğun tuvalet eğitimini kısa sürede tamamlayabilmesi ya da tamamlayamaması, hiçbir zaman çocuğun genel başarısı ya da başarısızlığı olarak yansıtılmamalıdır. Tuvalet eğitimi gelişimin doğal bir sürecidir.